“Devlet devrimle yıkılabilecek bir şey değil, insanlar arasındaki bir ilişki tarzıdır. Devlet, bu ilişki tarzıyla var olur, beslenir, güçlenir, sömürür ve öldürür. Devlet, otoriter ve hiyerarşik örgütlenmelerle iktidara talip olunarak değil; insanlar arasında devletin kendini yeniden üretemediği yeni ilişkiler, özgürlükçü ve dayanışmacı yeni bir hayat tarzı kurularak yıkılabilir. Asıl olan iktidarı almak değil, gündelik hayat devrimleridir. Zira, yaşanacak bir hayatımız vardır.” Abdülgaffar El-Hayati
Nüfusları birkaç bini geçmeyen kabilelerin, karaların yüzde doksanını kullandığı ve ileri toprak işleme yöntemleriyle, toprağı fazla tahrip etmeden, ekolojik ortamla tam bir uyum içinde yaşadığı bir dünyada; teknolojinin daha fazla gelişmesine gereksinim duymayan insanlar, farklı dilleri konuşup, farklı tanrılara inansalar da huzur içinde yaşıyorlardı. Yer yer yaşam mücadelesi içinde olsalar ve birbirleriyle ahlâki sebeplerden dolayı kavgaya girseler de kin tutmak gibi bir alışkanlıkları yoktu.
Bir ütopya için güzel bir başlangıç. Ancak elde edilmesi çok güç bir yaşam tarzı. Çünkü Batılılar Güney Amerika’yı istila ve katliamla ele geçirdiklerinde oradaki hayat bir daha eski hâline dönmemek üzere değişti. Kıtaya gelen uygarlık, kısa sürede ilkelliği yok etti. Uygarlığın getirdiği değerler sömürü, güç sevdası ve dinin kullanılması olarak kendini gösterdi. Ardından tüm kıtayla birlikte kuzeyini de kapladı. Bu devasa uygarlık dalgası, çarptığı her kıyıda kendinden bir şey bıraktı. Kıyılar zamanla aşındı. Artık uygarlık olumlu anlamını, ilkellik de olumsuz anlamını yitirdi. Dalgalar kıyıların şeklini değiştirdikten sonra iç kesimler de bu durumdan etkilendi.
Hareketlenme Batı’nın kendi içinde ve ulaştığı her yerdeydi. Yönetim biçimleri sistematik olarak değişmekteydi. Halkların büyük kısmının adlandırılış biçimi kimi yerde serf, kimi yerde köle idi. Bu anlayış, zaman zaman değişmiş gibi görünüp halklara özgürlüklerinin verildiği söylense de, özünde değişmedi. Bir kez yönetilmeyi kabullenmiş toplumlar, bir daha kendini bu düzenden kurtaramadı.
Kalıplaşmış sınıflar ortadan kalktı ancak çok daha karmaşık hiyerarşik sistemler onun yerini aldı. Bu karmaşanın içinde alt sınıf denilen kesim, kendi üst sınıfını seçme hakkı kazandı. Seçim sisteminin tüm dünyada yaygınlaşması devlet baskısını ve toplumların sömürüsünü meşrulaştırdı. İnsan hakları gibi kavramlar ortaya atıldığındaysa eski dünyaya dair hiçbir şey artık hatırlanmamak üzere rafa kaldırıldı. Çünkü insanlar ilkelken sahip oldukları hakların artık birileri tarafından kendilerine verilmesine razı oldu ve bunu bir lütuf saydı.
Uygar toplumların tozlu raflardaki bilgilere ulaşması uzun sürmedi. Kendi haklarını kendileri elde etmek isteyen insanlar meydanları doldurdu. Bu olaylar her daim değişim vaktinin geldiğini gösterdi. Ancak toplumların sırtındaki parazit, birkaç silkinmeyle gidecek türden değil.
Evrensel rahatsızlık hız kesmeden artarken, değişimin nasıl gerçekleşmesi gerektiğine ve yeni devlet - toplum düzeninin ne biçimde olacağına ilişkin bir sürü yeni fikir ortaya atıldı. Var olan sistemler güncellendi. Henüz bir çoğu uygulanmaya konmasa da denemeler başladı. Bu arayış içinde ilkel toplumları es geçmek eksikliktir. Çünkü onların örnek alınacak ve günümüz dünyasına uyarlanabilecek çok fazla yanı var. Dürüstlük, samimiyet ve paylaşım gibi duygular zamanın en çok aranan manevi özelliklerindendir. İlkel toplumlarda da bunlara sıkça rastlanmıştır. Peki bu tür duyguları canlandırmak ve aynı zamanda kalıplaşmış devlet düşüncesini farklı bir forma sokmak için neler yapılabilir?
Yapılacak her türlü eylem, sistemin içinde yutulup, kaybolacakmış gibi görünse de, birkaç denemenin başarıyla sonuçlanması umutsuzlara umut olacak cinsten. Bunların başında da İtalya’daki Beş Yıldızlı Hareket geliyor.
İtalyan hiciv ustası Beppe Grillo’nun öncülüğünde 2009’da kurulan yeni bir siyasi akım olan Beş Yıldızlı Hareket, kendini ne sağda ne de solda görüyor. Klasik siyasi sisteme karşı olduğunu bildiren bu hareketin, diğer partilerden çok farkı var. Bunların başında da bu hareketin parti adını almaması ve genel başkanının olmaması geliyor. Kendini mecliste ifade edebilmek için şimdilik sadece sözcüsü var.
Grillo ilk siyasi mesajlarını internet üzerinden blog aracılığıyla verdi. Hedefi olan daha yaşanabilir bir İtalya ve Avrupa için, özellikle çevre konusunda çalışmalar yaptı. Meydanlarda hiciv yeteneğini kullanarak kısa sürede büyük bir topluluğu etkilemeyi başardı.
Kamu harcamalarını ve yolsuzlukları ağır bir eleştiri yağmuruna tutan Grillo, çevre düşmanı enerji sistemlerine ve iç borç üzerine eylemler yaptı. Avrupa Parlamentosu’nda 2009 yılında yaptığı konuşmada da yolsuzlukları dile getirerek, İtalya’ya projelerde maddi destek sağlanmamasını söyleyerek, hükümeti karşısına aldı.
Şeffaf siyaseti temel öğesi hâline getiren Beş Yıldızlı Hareket üyelerinin her harcaması, herkese açık bir şekilde yayınlanıyor. Üyeler devlet tarafından sağlanan maaşları kabul etmiyor ve kendilerine yetecek miktarı aldıktan sonra gerisini halkın ihtiyaçları için kullanıyor. Beş Yıldızlı Hareket’e üye olan halk, adayları internet üzerinden seçiyor. Adaylar seçimlere böyle gidiyor. Adayların adli geçmişleri temiz olmak zorunda ve öz geçmişleri halka sunuluyor. Altı ayda bir internet üzerinden her aday güvenoyu almak zorunda. Aksi takdirde vekillikleri düşüyor.
Yerel topluluklar kurup onlar üzerinden yürüyen hareketin üyeleri belirli aralıklarla bir araya gelip tartışma olanağı buluyor. Bölgesel ve genel konular üzerinden yapılan konuşmalar hareketin mecliste aldığı tavırlarda etkili oluyor.
Yapılan son seçimlerde yüzde 25,5 oyla birinci parti olarak çıkmayı başaran Beş Yıldızlı Hareket, hem İtalya’da hem de değişim vaktinin geldiğini düşünen diğer ülkelerde ümit verdi. Mevcut siyasi düzeni karşısına alıp, yepyeni bir düşünceyi savunan bu hareket, kemikleşmiş sistemlerin değişmesinin imkansız olmadığının bir göstergesi oldu.
Özetle, Beş Yıldızlı Hareket’in genel özellikleri; hiyerarşik yapıyı ortadan kaldırma çabası, şeffaflıkla beraber güven duygusunu getirmesi, yerel topluluklar üzerinden yürüyerek herkesin söz hakkının olmasını sağlaması, azınlık haklarını savunması, kâr ve güç elde etme çabası içinde olmaması ile eşitlikçi ve çevreci yapısının olması olarak sıralanabilir. İtalya’da bu hareketi destekleyen kesimin ortak arayışı olarak da bu özellikler gösterilebilir. Desteklemeyenlerin karşı olmasının öncelikli sebeplerinden biri ise mevcut yapının değiştirilmeye çalışılmasının daha iyiye gidiş aracı olarak değil de, geleneksek yapının yıkımı olarak görülmesidir. Diğer sebepler ise ekonomik dengenin bozulacağı korkusu, üst sınıfın toplumsal statütüsünü kaybedecek olması ve güç sahiplerinin ellerindeki gücü yitirecek olması olarak sıralanabilir.
Dünyada Beş Yıldızlı Hareket gibi oluşumların desteklenebilir olması için, toplumların esas eksikliklerinin dürüstlük, şeffaflık, samimiyet ve paylaşım gibi manevi duygular olması; ekonomik durum ve toplumsal statü gibi konuların ise arka plana atılması gerekir.
Halkların bölge bölge bir araya gelip, bilgi de dahil, sahip oldukları herşeyi paylaşabilecekleri ortamlar sağlanabilirse, kısmen unutulmuş bu duyguların yeniden ortaya çıkması da Beş Yıldızlı Hareket’in meclise girmesi kadar kolay görünüyor.
Yerel halkların bir araya gelmesi ve fikir alışverişinde bulunması için forumlar vazgeçilmez ortamlardır. Paylaşımı yalnızca fikir ile sınırlamamak adına, işgal evleri gibi kollektif üretim ve paylaşım yapılan ortamlar daha elverişli yerlerdir. “İşgal evi” ilk duyulduğunda olumsuz bir çağrışım yapsa da, vaat ettikleri ile tam da aranan özelliklere sahiptir.
Herhangi bir mahallede, içinde kimsenin oturmadığı bir binanın, gönüllüler tarafından onarılarak kullanılır hâle getirilmesiyle oluşan işgal evleri; özellikle gençlerin ortak bir alanda kolektif bir yaşam sürmesini sağlıyor. Genelde binaların dışları grafiti ile boyanıyor ve içlerinde kültür – sanat aktiviteleri yapılıyor. Mahalle sakinleri de destek verdiğinde, herkesin kendinden bir şeyler katabileceği ve zaman zaman insanların klasik toplum anlayışının dışına çıkabileceği ve paranın geçmediği bir ortam sağlanıyor. Binanın sahibi artık binayı kullanmaya karar verirse de bina anında boşaltılıyor. Binanın esas sahibi içindeki gençler olmadığından da bu birimlerin isimleri işgal evi olarak kalmış.
Günümüzde işgal evi ve forum algısının bu tanımlara tam olarak uymadığı söylenebilir. İşgal evini kuranların kendi gibi olmayanları dışladığı ve bu yerleri yalnızca belirli bir kesme hitap eden yerler haline getirmesi, mekanın sahibi yeniden kullanmak istediğinde dahi evin boşaltılmaması ve buna karşı direniş gösterilmesi gibi eylemler işgal evlerini lekelemektedir. Forumlara katılım sağlayan insanların hemen hemen aynı görüşlere sahip olması da forum mantığından uzaklaşıyor. Bunun için işgal evi ve forum gibi ortamların kuruluş aşamasında belirli bir siyasi temele dayandırılmaması, bunun yerine belirli konular ve eylemler üzerinden yola çıkılması gerekir.
Beş Yıldızlı Hareket ve işgal evleri kendi içlerinde kusurlar ve eksiklikler barındırabilir. Ancak yapıları değişime ve gelişime açık olduğundan bu bir sorun olmaktan çıkıyor.
Toplumların bugünki ihtiyacı teknolojinin daha fazla gelişmesi değil, yalnızca dünyada var olan imkanların eşit bir şekilde dağıtılması ve insani değerlerin ön planda tutulmasıdır. Yerel anlamda halkların bilinçlenmesini ve doğru ihtiyaçlara yönelmesini sağlayabilecek yol, işgal evleri ve forumlar gibi insanların karşılıksız paylaşımda bulunabilecekleri özgür ortamlar yaratmaktan geçer. Bu bilinçli yerel toplulukların mevcut siyasi sistemler içinde kendini ifade edebilmesi ise Beş Yıldızlı Hareket gibi oluşumlar ile mümkündür. Tüm bunlar bir araya getirilebilirse, çok da uzun olmayan bir zamanda, herhangi bir ülkede, sistem tümden değiştirilebilir. Dünya devletlerinin toplu bir şekilde böyle bir değişime gitmeyeceği varsayılırsa, değişen yapıların var olan dünya düzeni içinde zarar görmemesi için, Beş Yıldızlı Hareket’in de hâli hazırda uyguladığı, sözcülerin başkanlarla görüşmeye açık yapısı kullanılabilir.
Dünyayı hızla ele geçiren uygarlığın ömrü yavaş yavaş doluyor. Ya hız kesmeden yoluna devam edip kendi kendini ve geriye kalan herşeyi yok edecek, ya da toplumlar uygarlığın önüne geçip, ilkel ve uygar olmanın olumlu yanlarını bir arada yaşamayı öğrenerek yeni bir düzen yaratacak.