Kasım Ayı Konusu: Din

4 Kasım 2014 Salı

Din nedir? İnsanlar için ne ifade etmektedir? Dinin psikolojik, sosyolojik ve felsefik kaynakları nelerdir? Bu soruların sayısını çoğaltmak mümkün ancak kısa bir yazıyla bu soruların altından kalkmak mümkün değil. Bu yüzden biz dinle ilgili bu soruların cevaplarını başka yazılarda arayacağımızı ifade ederek, işe dinin ülkemiz anayasasına nasıl yansıdığına değinmekle başlayacağız ve yazıyı özellikle 1982 Anayasası çerçevesinde sınırlı tutacağız. Yine de konuya giriş yapmak bakımından kısaca dinin bazı sözlüklerde nasıl tanımlandığını görmemiz gerekecek.
TDK Sözlüğünde “Din”, “Tanrı’ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren bir kurum” olarak, Encyclopedia'da ise "Üyelerine bir bağlılık amacı, bireylerin eylemlerinin kişisel ve sosyal sonuçlarını yargılayabilecekleri bir davranış kuralları bütünü ve bireylerin gruplarını ve evreni bağlayabilecekleri (açıklayabilecekleri) bir düşünce çerçevesi veren bir düşünce, his ve eylem sistemi" olarak tanımlanmış. Dinin herkes için farklı bir anlamı olabilir tabii. Ancak genel itibariyle, inanç eksenli bir değerler bütünü olduğu kabul edilebilir. ( Pastafaryanizm’in de (makarnaya tapanlar) kendini din olarak duyurduğunu hatırlatmak konu için önemli olabilir.) Yani, ister semavi dinlere inananlar açısından, ister çok tanrılı dinlere inananlar açısından ya da makarnaya tapanlar açısından din ortak bir amaca hizmet ediyor aslında; inanma ihtiyacının karşılanmasına…
Acaba 1982 Anayasası, bu ihtiyacın karşılanması noktasında tam olarak nerede duruyor? Bizlere tam bir özgürlük mü sunuyor, yoksa sınırlamalarla dolu dar bir alan mı bırakıyor? Belki de birçoğumuz, Türkiye’deki bazı uygulamalar neticesinde elde ettiğimiz tecrübeye dayanarak bu sorulara cevap verebiliriz. Yine de, hukuksal anlamda bu anayasanın insanlara dinsel özgürlük verip vermediğine de bir bakmak gerekiyor.

Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü, 1982 Anayasanın 24. maddesinde düzenlenmiş:
“Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
            14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.
Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz”.
Burada, uzun bir Anayasa okuması yapmayı hedeflemiyoruz. İşin esasını görebilmek açısından evrensel ve Anayasal düzenlemeleri karşılaştırmaya tabi tutmak neredeyse şart bizim için. Ancak, yapılacak karşılaştırmanın metni giderek hukukileştirecek olması, gerek konunun anlaşılmasının azalması, gerek uzaması riskini taşıyor. Bu noktada yalnızca 1982 Anayasası’nın bize dayattığı din ve vicdan özgürlüğünü maddenin bütünü çerçevesinde tek tek ele almakla yetineceğiz.
Maddenin ilk bendi önce herkese din, vicdan ve kanaat özgürlüğünü getiriyor. Ancak hemen ardından gelen ikinci bentte Anayasa’nın 14. maddesine vurguda bulunarak bu özgürlüğü sınırlıyor. 1982 Anayasa’nın hak ve özgürlük anlayışını kavrayabilmek açısından Anayasa’nın 14. maddesine değinmeden geçmek mümkün değil. Çünkü bu madde, Anayasa’daki tüm hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlanabileceğini düzenleyen bir madde. Maddeye göre “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” Anayasa’ya göre hepimiz din, vicdan ve kanaat özgürlüğüne sahibiz. Fakat bu özgürlüğümüzü devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak için kullanamayız. Kısıtlamanın kapsamının genişliğine ve kullanılan kavramların muğlaklığına dikkat ederseniz, 1982 Anayasa’sının Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’nin deyişiyle bir “Amayasa” olduğunu hemen anlayabilirsiniz. Üçüncü bent ise genel bir kısıtlama ardından sanki biraz nefes almamızı sağlayan bir rahatlık veriyor. Dinin, bir zorlama ve baskı aracı olarak kullanılmasına engel oluyor. Yalnız ne hikmetse dördüncü bentte din eğitiminin yapılmasını devletin denetim ve gözetimine sokarak, zorlama ve baskıyı yine devletin ilk elden uygulayacağının garantisini veriyor. Yani devletin izin, ruhsat, onay, denetim v.s. gibi işlemleri olmadan hiç kimsenin dini eğitim ve öğretim veremeyeceğini söylüyor. Anayasa bununla da yetinmiyor. Beşinci bentte din eğitimini zorunlu tutuyor. Din ve vicdan özgürlüğüne sahip olan bizlere, ille de din eğitimi vermek istiyor. Son bent ise sınırlamada neredeyse Nirvana’ya ulaşıyor ve her ne suretle olursa olsun, devletin din kurallarına dayandırılması veya kişisel imtiyaz sağlanması için dinin istismar edilemeyeceğini söyleyerek noktayı koyuyor.
Görüldüğü üzere, maddeye göre sahip olduğumuz özgürlük bir bent ve bir cümleden ibaret. Sınırlamanın ise haddi yok gibi. 1982 Anayasası’nın bireylere ve topluma vaad ettiği din ve vicdan özgürlüğü, sınırları sert biçimde çizilmiş, kolay kolay aksi düşünülemeyecek, düşünülse bile eyleme geçirilemeyecek, eyleme geçirilirse tepesine balyoz gibi cezai yaptırımlar inecek olan bir özgürlük. Anayasa bu bağlamda bireyin yani insanın hak ve özgürlüğünü korumaktan oldukça uzak. Tek ve en büyük derdi devleti korumak. Anayasaya göre devletin varlığının kayıtsız şartsız devamı sağlanmalı, ne bahasına olursa olsun. Bireyin huzuru, güvenliği, hakları ve özgürlükleri her zaman devletin varlığından sonra gelmelidir. Anayasa bize, insanın değil devletin değerli ve önemli olduğunu göstermektedir, göstermek ne kelime adeta gözümüzün içine sokmaktadır.
Anayasa’nın “Amayasa” olmaktan çıktığı, özelde bireye genelde topluma tanıdığı hak ve özgürlükleri keyfe keder sınırlamadığı, adalet temelli ve barış vaadli bir Anayasa olduğu günler yakındır. Halkta bu istek ve dinamizm vardır. İnançsızlardan makarnaya tapanlara, Sünnilerden Alevilere kadar toplumun her kesimindeki inanç gruplarına dâhil olanlar böyle bir Anayasa talebinden asla vazgeçemezler. Doğal olan budur, doğru olan budur. Ve biz biliriz ki, en doğal en doğru talepler her zaman yerini bulur.

Birsen Avcı
birsenavci79@hotmail.com


ve başlıkları altında yazıldı.
Devamı...