11 Temmuz 2014 Cuma



Demokrasi… Klasik ezber ile tanımlaması “Halkın kendi kendini yönetmesi, yönetici kişilerin halkın isteği ve oylarıyla halkın içinden seçilmesi.” Evet demokrasinin teorik tanımı budur. Peki gerçekten demokrasi halkın hür iradesiyle kendini yönetenleri gene kendi içinden seçmesi midir? Gelin demokrasinin tarihsel gelişimini tarih biliminin ışığı altında inceleyelim.

Demokrasinin ilk çıkışı, ilk izleri antik Yunan / İyon uygarlıklarında görülür. Bu sistemde yöneticiler, köleler ve kadınların dışında kalan halk kitlesinin isteğiyle “SEÇKİNLER” arasından seçilen bir yapıya sahiptir. Ancak Yunan demokrasisinin kendine özgü bir özelliği vardır. Yunanistan ve İyonya yöreleri antik düşünürlerin, felsefecilerin beşiğidir. Bu insanlar halka düşünmeyi, bilgi kuramı kurmayı, olaylara farklı şekilde yaklaşmayı ve varlığı sorgulamayı öğretmişlerdir. Bu nedenle bu yörelerde hiç kimse Tanrı -Kral olduğunu iddia edememiştir. Elbette düşünen bir topluma böyle safsataların yutturulması mümkün değildir. Ayrıca antik Yunan’ın / İyonya’nın diğer önemli, hatta en önemli özelliği, bu uygarlığın refahıdır. Sıcak iklime (Akdeniz iklimine) egemen olan ve denizcilik - ticaret ile uğraşan toplumlar haliyle zengin olurlar. Denizcilik yoluyla çok farklı toplumlarla etkileşim altında olan ve pek çok kültürün etkilerini barındıran Yunan / İyon toplumu geçim derdinin de aza inmesiyle hak ve hürriyet mücadelesini düşünecek fırsat bulmuşlardır. Yani bugün bile demokrasinin gelişmesinin en temel öğelerinden biri olan ekonomi, bundan binlerce yıl önce gene aynı şekilde etkisini sürdürmektedir. Ekonomik olarak daha zayıf olan Anadolu ve Mısır medeniyetlerinde demokrasi işaretlerinin görülmemesinin temel sebeplerinden biri ekonomik refahtır. Kısaca, aç insan düşünce mücadelesi içine girmez, düşünmez, elindekini kaybetmemekle yetinir.

Diğer bir demokrasi örneği, günümüzün tüm demokratik rejimlerinin atası sayılan ROMA CUMHURİYETİ’dir. Milattan önce 6. yy’da kurulan cumhuriyet, ilk beş yüz yıl senatonun gücüyle ve tam egemenliğiyle yönetilmiştir. Roma demokrasisi de Yunan / İyon demokrasisine benzer öğeler içerir. Gene kadınlar ve köleler oy kullanamaz. Yönetici kademesindekiler genelde seçkin toprak ağaları ya da güç sahipleridir. İlk beş-altı yüz yıl boyunca ekonomik refah yüksektir. Ancak Roma Cumhuriyeti’ni Yunan / İyon demokrasisinden farklı kılan, Roma’nın kanunlar ve yasalar çerçevesinde yönetilmesidir. Bugün bile Roma hukuku tüm  hukuk sistemlerinin atası sayılmaktadır. Senato içinde her fikir seçkinler tarafından olsa bile temsil edilmiştir. Ancak ülkenin senato egemenliğinde yönetilmesi çok uzun sürmemiştir. Jul Sezar’dan sonra senato varlığını sürdürse de gücünü önemli ölçüde kaybetmiştir. Roma Cumhuriyeti, Roma İmparatorluğu’na dönmüş, güçlü imparatorlar egemen olmaya başlamıştır. Roma’nın yıkılışından sonra ise kilisenin baskısı altında, kilisenin egemenliğinde bin yıldan uzun süren bir karanlık dönem yaşanmıştır. Bu dönemin sonunda önce İngiltere’de daha sonra diğer Avrupa ve Asya uygarlıklarında demokrasi denemeleri başlamış, günümüze gelinmiştir. Bu süreç kolay olmamış, çeşitli dönemlerde kesintiye uğramıştır. Demokrasi bilincinin artması 20. ve 21. yy’da kişilerin refah seviyesinin artması ile mümkün olmuştur.

            Ve Türkiye… Ülkemizde ise demokrasiye atılan ilk adım 1876 yılında Osmanlı’da meclisin açılmasıyla olmuştur. Kısa ömürlü bu deneyimden sonra meclis 1908’e kadar kapalı kalmıştır. Bu tarihte Meclis-i Mebusan yeniden açılmış olsa da Osmanlı Devleti’nin ve meclisinin sonu gelmiştir... 1923 yılında kurulan, 1946 seçimlerine kadar aralıksız Tek Parti iktidarının “DEMOKRATİK OLMAYAN!” yönetim tarzı hüküm sürmüştür. Bu tarihten  sonra ABD’nin dayatmasıyla çok partili sisteme geçilse de 1950’de Demokrat Partinin iktidara gelmesiyle yönetim değişmiş ancak demokrasiye bakış açısı değişmemiştir...! Yeni yönetim de aynı yöntemleri izleyerek iktidardan gitmek istememiş, bunun için de muhalefeti düşman olarak görüp yok etmek istemiştir. Elde edilen sonuç ise her on yılda bir yapılan askeri darbeler ile daha kısa sürelerde ortaya çıkan ekonomik krizlerdir.

            Günümüz Türkiye’sine baktığımızda ise; 2001 yılındaki büyük ekonomik krizin ardından tek başına iktidara gelen AKP, bütün bu deneyimlerin ışığında kendi politik görüşlerini bu ülkeye ve insanlara dayatmak için en uygun ortamı yakalamıştır. İktidar, kurduğu bu baskı politikası sonucunda karıştığı büyük yolsuzluk skandallarını, demokrasiyi “yani seçimleri ve oy gücünü” kullanarak örtbas etmenin yolunu bulmuştur. Ya da yaptıklarının meşru olduğunu halka kabul ettirmiştir. Son seçimde aldığı %45 oy oranını  AKP seçmeninin bilgisizliğine ve cahilliğine bağlamak ise son derece yanlış bir değerlendirmedir. Çünkü bu noktada demokrasi bilincinin temel değerlerinden biri olan ekonomik refah düzeyi karşımıza çıkmaktadır. AKP 2001 yılında yaşanan büyük ekonomik krizin sonucudur! “90” nesli olan bizler bu krizi tam olarak hatırlayamasak da, çoğumuzun ailesinin o kriz esnasında acı olaylar yaşamış olması muhtemeldir. Milyonları çaresiz ve işsiz bırakan, iflasları tetikleyen, kişisel borçları bile ödenemez hale getiren 2001 ekonomik krizi; Türk halkını mevcut siyasi partilerden soğutarak, uzaklaştırmıştır. İktidar partilerinin muhalefet partileri ile birlikte silinip 2002 seçimlerinde, bir yıllık bir parti, mutlak çoğunluk ile iktidara gelmiştir. Sonuç olarak bugün biz, demokrasi yoluyla iktidara gelen AKP hükümetinin yolsuzluklarını ve yaptığı hukuksuz eylemleri halka anlatmaya çalışsak da, özellikle AKP’ye oy verenler açısından bu olgular AKP’ye oy vermemek için bir neden değildir. Çünkü mevcut iktidarın, 12 yıldır kendine oy veren kitlelere ekonomik olarak çok şey vermiştir… Vermiş olabilir… Ama unutmamak lazım ki, tek sebep bu değildir. Bireye, devlete karşı özgüven de aşılamıştır. Ancak biz olaya ekonomik açıdan bakarsak; alt tabaka diye tabir edilen insanlara kömür yardımı, para yardımı, erzak, çocuk yardımı vs. yapılmıştır. Köylülere açıktan para vererek, yer yer toprağı ekmeseniz de olur demiştir. Öğrencilere burs, evsizlere TOKİ kanalıyla ucuz konut, işsizlere belli bir süre işsizlik maaşı vererek, herkese uygun bir refah ortamı yaratmış, baskıcı rejimini meşrulaştırmıştır. 2001 yılı büyük ekonomik krizi sürecinde çaresiz kalan, fakirleşen ve işsiz kalan insanlar geçen 12 yıla rağmen sahip oldukları imkanları kaybetmeme adına mevcut iktidarı olası yeni bir ekonomik krize karşı güvence olarak görmekte ve tercih etmektedir… Yani yolsuzluk, bu koşullarda ülkemizde tek başına bir iktidarı değiştirmek için yeterli değildir. Fakat ülkemiz tarihinde iktidara gelmek  için yeterli olan Ekonomik Kriz, aynı zamanda iktidardan düşmek için de geçerli bir nedendir…! Dolayısıyla mevcut iktidarda bu bağlamda anlaşılacağı gibi ancak daha büyük bir ekonomik kriz ile gücünü kaybedebilir.

            Sonuç olarak, demokrasinin temel ayakları ekonomik refah, kişisel haklar, dini baskının-dogmaların azalması ve eğitim düzeyi ile ilgilidir. Yani öncelik insanın refahı ve vicdan özgürlüğüdür. Diğer faktörlerin demokratik bilince etkisi ise ayrı bir yazı konusu…

Hüseyin Alper Sözen
sozenhu@itu.edu.tr
1 yorum var ve başlıkları altında yazıldı.

1 yorum:

  1. Olaya bakış açısı bambaşka olmuş. Türkiye'nin içinde bulunduğu süreç geçmişten günümüze net ve mantıklı sebeplere dayanılarak anlatılmış. Gayet güzel ve öğretici bir yazı. Devamını bekliyoruz. Başarılar.

    YanıtlaSil

Yazı hakkındaki yorumlarınız kontrolümüzden geçmeden, sansürsüz olarak yayınlanacaktır: